Yalova Neden Bir Turizm Kenti Olamıyor? (2)

Bülent Gürçam

11-06-2026 09:04

 

Sevgili Yalova sevdalıları,

Bir önceki yazıma çok sayıda tepki ve yorum geldi. Bu arada şunu da belirtmek isterim ki; bir yazar için tepkinin olumlu veya olumsuz olması çok da önemli değildir. Hatta bazen eleştiriler ve sert tepkiler, yazının doğru bir konuya temas ettiğinin ve doğru noktalara dokunduğunun göstergesi olur.

Bu yazımda da aynen öyle oldu.

Yurt içinden ve yurt dışından çok sayıda mesaj aldım. Bu da aslında Yalova turizminin insanların ilgisini çektiğinin ve konunun önem taşıdığının en güzel göstergesidir.

Bu yorumlardan biri özellikle dikkatimi çekti.

Yalova turizmine ömrünü adamış, deyim yerindeyse yedi göbek Yalovalı olan Sayın M. Hadi Tonaroğlu beni Antalya'dan aradı. Uzun ve verimli bir Yalova sohbeti yaptık. Bana öyle şeyler anlattı ki, kendi kendime "İyi ki bu konuyu yazmışım" dedim.

Adını ve yazılarını yıllardır duyduğum böyle bir Yalova sevdalısıyla tanışma ve sohbet etme fırsatı buldum.

Üstat bana öyle şeyler anlattı ki bazen kendi kendime:

"Allah Allah, bu şehre ne kadar çok kötülük yapılmış..." dedim.

Hani Türkiye için zaman zaman kullanılan bir söz vardır:

"Adeta gizli bir el bu güzel şehrin kaderiyle oynamış."

Evet, yanlış duymadınız...

"Gizli bir el" diyorum.

Çünkü bugüne kadar Yalova'yı yöneten siyasetçilerden veya yöneticilerden hiç kimse çıkıp halka dönerek "Biz burada hata yaptık" deme cesaretini göstermedi.

Aklıma yıllar önce söylenmiş başka bir söz geliyor.

Dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan ve daha sonra Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı görevlerinde bulunan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın şu sözü hâlâ hafızalardadır:

"İstanbul'a ihanet ettik, ben de bundan sorumluyum."

İşte Yalova için bugüne kadar benzer bir özeleştiriyi maalesef hiç duymadık.

Oysa bir gerçek vardı...

Atatürk'ün "Yalova Benim Kentimdir" dediği bu güzel şehre yıllar boyunca çok büyük yanlışlar yapıldı. Ancak hiç kimse çıkıp bunun sorumluluğunu üstlenmedi.

Hadi Tonaroğlu'nun anlattıklarını dinledikçe, ilk yazımda aslında oldukça yumuşak kaldığımı fark ettim.

Çünkü mesele sandığımdan çok daha derin.

İlk yazımda Yalova'nın radikal anlayışların etkisi altında kaldığını yazmıştım.

Bugün görüyorum ki bu tespit tamamen yanlış değil, ancak mesele yalnızca bundan ibaret de değil.

Çünkü Yalova'ya yapılan her yanlış, aynı zamanda Mustafa Kemal Atatürk'ün Yalova için kurduğu hayallere de zarar vermiştir.

Evet, bana göre durum budur.

Mustafa Kemal Atatürk, çağdaş Türkiye hayalinin ve kendi kendine yetebilen bir ülke vizyonunun önemli projelerini Yalova'da başlatmıştır.

Örneğin;

Dünya çapında bir termal vizyonu oluşturmuştur.

Termal bölgesindeki kaplıcaları modernize etmiş, uluslararası standartlara ulaştırmış, sıcak ve soğuk su hatları, su depoları ve orman yollarının yapılmasını sağlamıştır.

Ulaşım ve altyapıya önem vermiştir.

İstanbul-Yalova arasında düzenli vapur seferlerinin başlamasına öncülük etmiş, Termal-Yalova yolunu düzenletmiş ve yol boyunca çınar ağaçları diktirmiştir.

Tarım ve bilimsel kalkınmayı desteklemiştir.

Bölgede sıtma ile mücadele ettirmiş, tarımsal üretimi teşvik etmek amacıyla Millet Çiftliği'ni kurdurmuştur.

Ve elbette...

Yürüyen Köşk.

1929 yılında, bir çınar ağacının dalı kesilmesin diye köşkü raylar üzerinde taşıtarak dünyaya çevrecilik dersi vermiştir.

Bugün bile bu olay, çevre duyarlılığının en önemli sembollerinden biri olarak gösterilmektedir.

Elbette bunlar yalnızca birkaç örnek.

Atatürk Yalova'ya tam 27 kez gelmiş, toplam 311 gün burada kalmıştır.

Dinlendiği, düşündüğü ve kendisini en rahat hissettiği yerlerden biri Yalova olmuştur.

Öyle ki sonunda:

"Yalova Benim Kentimdir."

demiştir.

Hastalığının ilk teşhislerinden biri de Yalova'da konulmuş, rahatsızlık dönemlerinde burada dinlenmeyi tercih etmiştir.

Hal böyle olunca insan ister istemez düşünüyor...

Acaba Atatürk'ün çağdaş, üretken, laik ve modern Türkiye hayaline karşı çıkanlar, onun en sevdiği şehirlerden biri olan Yalova'yı da kaderine mi terk ettiler?

Bunu kesin olarak bilemeyiz.

Ama şu bir gerçek ki, bugün ortaya çıkan tablo Atatürk'ün hayal ettiği Yalova tablosu değildir.

Belki de bu kadar sert konuşmamın sebebi, benim de Atatürk'e duyduğum sevgi ve saygıdır.

Aynı zamanda ben de bu şehri kendime yurt edinmiş bir insanım.

Dolayısıyla herkes kadar benim de Yalova için söyleyecek ve yazacak sözüm vardır.

Bugün Yalova çok hızlı bir şekilde betonlaşıyor.

Bir tarım, turizm ve doğa kenti olarak büyümesi gereken şehir, sanki başka bir yöne doğru sürükleniyor.

Kent olmaktan çıkıp mega şehir olma hayalleri kurulan bir yerde, maalesef ön plana çoğu zaman rant çıkar.

Nerede kontrolsüz betonlaşma varsa, orada mutlaka ekonomik ve siyasi çıkar hesapları da vardır.

Bunun başka bir izahı olduğunu düşünmüyorum.

Yani Yalova'yı bugüne kadar yönetenler, bu şehrin bir tarım kenti, bir turizm merkezi ve bir doğa şehri olması için mi çalıştılar; yoksa sürekli göç alan, plansız büyüyen ve betonlaşan bir şehir haline gelmesine mi göz yumdular?

İşte bugün sormamız gereken asıl sorular bunlardır.

Yalova nasıl tarım kenti olmaktan uzaklaştırıldı?

Çiçekçilik ve süs bitkileri sektörünün büyük potansiyeli neden yeterince değerlendirilemedi?

Kıyılar ve sahiller nasıl plansız yapılaşmaya teslim edildi?

Turizm yerine neden betonlaşma tercih edildi?

Atatürk'ün çizdiği Yalova vizyonu ile bugünkü Yalova arasındaki fark nedir?

Bana göre sorun sadece yanlış yapılan işler değildir.

Asıl sorun, Yalova'nın kuruluş felsefesinden uzaklaştırılmasıdır.

Atatürk'ün bir doğa, tarım, sağlık ve turizm kenti olarak gördüğü Yalova, yıllar içerisinde farklı önceliklerin ve farklı hesapların gölgesinde kalmıştır.

Peki sizce çok mu geç?

Yalova yeniden Atatürk'ün hayal ettiği şehir olabilir mi?

Bir Yalova sevdalısı olarak ben hâlâ bunun mümkün olduğuna inanmak istiyorum.

Okuyucularımızdan gelecek yorumlar, eleştiriler ve katkılar doğrultusunda, belki de bu yazı dizisine devam edeceğiz.

Çünkü görüyorum ki Yalova'nın konuşulmaya, tartışılmaya ve yeniden düşünülmeye her zamankinden daha fazla ihtiyacı var.

DİĞER YAZILARI YATUB, Yani; Yalova Turizm Birliği... 01-01-1970 03:00 Yalova Neden Bir Turizm Kenti Olamıyor? 01-01-1970 03:00 Belediyeler Ne İş Yapar? 01-01-1970 03:00 CHP Entel Görünümden Çıkmalı! 01-01-1970 03:00 Nevruz: Bir Bayramdan Fazlası, Bir Milletin Hafızası 01-01-1970 03:00 Gerçek Sosyal Belediyecilik 01-01-1970 03:00 Planlanmayan Tarım ve Hayvancılık, Yönetilemeyen Gelecek Demektir ! 01-01-1970 03:00 Biz Avrupalı Olamayacağız! 01-01-1970 03:00 Güney Azerbaycan Türkleri: Sessizlik mi, Var olabilmek mi ? 01-01-1970 03:00 Yalova Valiliğine Mektup 01-01-1970 03:00 Bugün 10 Ocak: Çalışan Gazeteciler Günü… 01-01-1970 03:00 Türk Milliyetçiliğinin Kısa ve Hazin Hikayesi 01-01-1970 03:00 Halkı Unutan Siyaset; 01-01-1970 03:00 Yalova’da Su Krizi ve Bitmeyen Siyasi Körlük ! 01-01-1970 03:00 Horozun Hikayesi 01-01-1970 03:00 KAYMAKAM ! 01-01-1970 03:00 Vizyon Veya Geniş Görebilme ! 01-01-1970 03:00 Sessiz Sedasız Yalova da Turizim Haftası ! 01-01-1970 03:00 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü 01-01-1970 03:00 Ben Nasıl Bir Çınarcık’ta Yaşamak İsterdim? 01-01-1970 03:00 Sosyal Belediyecilikte Neler Olur, Neler Olmaz? 01-01-1970 03:00 Yalova ve Bölgesinde  Siyaset ! 01-01-1970 03:00 Çınarcık İçin Güçlü Reformlar Yapılmalı, Cesaretli Kararlar Alınmalı 01-01-1970 03:00 İsteğimiz Güzel ve Yaşanabilir Bir Çınarcık Görmek 01-01-1970 03:00 Bugün Yine Perşembe Ve Yine Çınarcık Perişan Olacak! 01-01-1970 03:00 Aslın da Çınarcık'ta Çok Güzel Şeyler Yapmak Mümkün Olabilir! 01-01-1970 03:00 9 Haziran Avrupa Parlamentosu Seçimleri 01-01-1970 03:00 (31 Mart Yerel Yönetim Seçimi) Analiz 01-01-1970 03:00 Yerel Yönetimler de Veya Belediye Seçimlerinde Partiler Arka Planda olur 01-01-1970 03:00 Kaza Olunca Akıllar Başa geliyor 01-01-1970 03:00 Siyasi Rekabetin Olmadığı Çınarcık 01-01-1970 03:00 Çınarcıkta 21 Ekim Gazeteciler Bayramı Kutlaması 01-01-1970 03:00