Yaklaşık 40 milyona ulaşan bir topluluğu düşünün.
Tarih boyunca baskı altında yaşamış, kimliğini korumaya çalışmış bir halk…
Bir sınırının hemen ötesinde 85 milyonluk kendi milleti var.
Diğer sınırında yine milyonlarca soydaşı yaşıyor.
Türk kimliğini taşıyan başka devletler, başka coğrafyalar mevcut.
Ama ne hikmetse bu 40 milyonluk Türk varlığı bir türlü ortak bir zeminde buluşamıyor, güçlü bir öncülük çıkaramıyor ve hak mücadelesini kurumsal bir yapıya dönüştüremiyor.
Bugün dünya, İran coğrafyasında yaşanan gelişmeleri konuşuyor.
Herkes “İran’daki halkların geleceği ne olacak?” sorusunu soruyor.
Fakat o coğrafyada yaşayan milyonlarca Türkün sesi yeterince duyulmuyor.
Güney Azerbaycan Türkleri ciddi bir tarihî eşiğin önünde duruyor.
Ya kültürel ve siyasal varlıklarını daha görünür ve örgütlü bir zemine taşıyacaklar,
ya da yeni oluşacak dengelerde yine arada kalacaklar.
En büyük sorun nüfus değil.
En büyük sorun örgütlenme ve ortak akıl eksikliği.
Lider sorunu yaşadıkları açık.
Ama mesele yalnızca lider meselesi de değil, mesele strateji, vizyon ve diaspora bilinci meselesi.
Türkiye ve Azerbaycan’ın bölgesel dengeler gereği temkinli duruşu anlaşılabilir. Devletler duyguyla değil, jeopolitik hesaplarla hareket eder.
Ancak bu durum, Güney Azerbaycan Türklerinin kendilerini sahipsiz hissetmesine yol açmamalıdır.
Dün Brüksel’den bir telefon aldım.
İran’daki baskıları protesto etmek amacıyla düzenlenecek bir gösteriye, Güney Azerbaycan bayrağı ile katılmak için zemin arandığını söylediler.
Ne acı değil mi?
Brüksel’de on binlerce Türk yaşarken, 40 milyonluk bir topluluğun varlığını temsil edecek birkaç kişinin dahi zor bulunması…
İşte “diaspora ve teşkilatçılık” dediğimiz mesele tam da budur.
Kalabalık olmak başka şeydir, organize olmak başka şey.
Bu mesele sloganlarla değil,
uluslararası hukuk diliyle,
insan hakları zemininde,
kültürel hak ve kimlik talebi çerçevesinde anlatılmalıdır.
Güney Azerbaycan meselesi hamasetle değil, akılla yürütülmelidir.
Bugün sessiz kalmak kolaydır.
Ama yarın söz söyleyecek zemin kalmayabilir.
Artık seyirci olma zamanı değil.
40 milyonluk bir halk ya sesini yükseltecek ya da sessizliğin içinde kaybolacaktır.
Tarih beklemez, ya organize oluruz ya da unutuluruz.
Acı ama gerçek...